Karantinada kadına şiddet: Virüsten daha öldürücü olabilir

Mart ayı içerisinde toplamda 25 kadın öldürüldü ve bunların %40’ı evlerinde öldürüldü. Av. Tuğba İravul ve Av. İrem Demir şiddet uyguladığı için evden uzaklaştırılması gereken kişinin, 24 saat şiddet uyguladığı kadın ile aynı evi paylaşmasının yeni kadın cinayetlerine sebebiyet vereceğinin altını çiziyorlar.

Covid-19 salgını dünya nüfusunun ciddi bir kesiminin karantina altına alınmasına neden oldu. Milyonlarca kişinin evden dışarıya çıkması bazı yerlerde daha katı, bazı yerlerde daha esnek bir şekilde kurallara bağlanırken, bu sürecin daha ne kadar süreceği de hala netleşmiş değil.

Tüm dünyada salgın başta sağlık ve ekonomi odaklı tartışılmaya devam edilirken işin bir de kadın boyutu olduğu pek göz önüne getirilmiyor. O boyutta zaten hayatın olağan akışında çok ciddi sorunlar yaşayan kadınların, bu süreçte daha fazla şiddete ve ayrımcılığa maruz kalması var.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada karantina altındaki bazı ülkelerde artan kadına şiddetin önlenmesi çağrısı yaptı. BM verilerine göre ise son birkaç haftada ABD, Hindistan, Güney Afrika, Fransa, Türkiye ve Avustralya’da aile içi ve kadına şiddet vakalarda ciddi artış var. Fransa İçişleri Bakanlığı, aile içi şiddet vakalarında sadece bir haftada yüzde 32’lik bir artış olduğunu açıkladı. Benzer bir oran mart ayı için 2019 ve 2020 yılı karşılaştırıldığında ülkemizde de karşımıza çıkıyor.

Önce Çocuklar Ve Kadınlar Derneği’nin İzmir Hukuk Sorumluları Av. Tuğba İravul ve Av. İrem Demir bu süreçte artan kadına şiddet vakaları ve yapılması gerekenler konusunda soL’un sorularını yanıtladı.

“İlk korona virüs tanısının 11 Mart’ta açıklanması ile birlikte 15 gün içerisinde 12’si evinde olmak üzere 18 kadın öldürüldü.” bilgisini veren İravul ve Demir şiddet uyguladığı için evden uzaklaştırılması gereken kişinin, 24 saat şiddet uyguladığı kadın ile aynı evi paylaşmasının yeni kadın cinayetlerine sebebiyet vereceğinin altını çiziyorlar.

Karantina günlerinde insanlar eve çekildi. Bu durum beraberinde kadın ve çocuklara her türlü şiddeti beraberinde getirebilir. Bu durum ev içi şiddetini artırır mı?

Tam olarak bir belirsizliğin ortasında olduğumuz bu günlerde karantina uyarıları ile birlikte hepimiz evlerimize çekildik. Gerek bireyler için gerek kamu sağlığı için evlerimizde kalmamız gerekiyor.

Virüs sebebiyle her birimiz endişeliyiz. Bu endişe ne yazık ki öfkeye de sebebiyet verebiliyor. Tam da bu endişe ve belirsizlikten sıyrılıp kendimizi güvende hissettiğimiz evlerimize sığınmamız gerekirken ne yazık ki birçok şiddet mağduru kadın kendisini evin içinde de güvende hissedemiyor. Mevcut durum sebebiyle herkes endişeliyken birçok kadın bir de evin içindeki güvensizlik ile başa çıkmaya çalışıyor, hem kendilerini hem de çocuklarını evdeki öfkeden uzak tutmakla mücadele ediyor.

Olağan günlerde dahi kendisinin ve çocuklarının evdeki güvenliğini zor sağlayan birçok kadın bugünlerde daha da büyük bir risk altında maalesef.

‘BU KARAR YENİ CİNAYETLERE SEBEBİYET VERECEKTİR’

HSK’nin 30 Mart’ta aldığı “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiği…” kararını, şu an toplumun virüs nedeniyle izole olmaya başladığı süreçte kadınlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salgın sürecinde ev içi şiddet bu denli artmışken 6284 sayılı kanunun tam da bu süreçte uygulanmasının kolaylaştırılması gerekirdi. Ancak verilen bu karar ile yasa gereği uygulanması gereken tedbirlerin etkinliği azaltılmıştır.

Salgın nedeniyle yaşanan olağanüstü süreçte birçok kadın şiddete maruz kalmış ve birçoğu katledilmiştir. Buna rağmen verilen karar, şiddet uygulayan erkeklerin evden uzaklaştırmasını ve şiddetin önüne geçilmesini engelleyecektir. Ayrıca şiddet uyguladığı için evden uzaklaştırılması gereken kişinin, 24 saat şiddet uyguladığı kadın ile aynı evi paylaşmasına neden olacaktır. Bu da yeni kadın cinayetlerine sebebiyet verecektir.

HSK’ nın bu kararıyla birlikte şiddet uygulayan erkeğe karşı alınabilecek tedbirlerin işlevselliği ortadan kalkacak ve bunun sonucunda da şiddete maruz kalan çoğu kadın kaderine terk edilmiş olacaktır. Yaşanan bu olağanüstü dönemde şiddet gösteren erkeğin sağlığı ile şiddette maruz kalan kadının güvenliği arasında tercih yapılmaması gerekmektedir.

Bu yasanın önemini tekrar hatırlatmak gerekirse 6284 sayılı yasa nedir ve neden önemlidir?

Resmi adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan İstanbul Sözleşmesi; sözleşmeyi imzalayan devletlere, kadınları her türlü şiddete karşı korumak, ayrımcılığın önüne geçmek ve kadınların güçlendirilmesi yoluyla eşitliğin sağlanması gibi yükümlülükler getirmiştir.

Sözleşme 40 ülke tarafından imzalanmıştır ve Türkiye sözleşmeyi imzalayan ilk ülke olmuştur.

Türkiye’de Sözleşme kapsamında büyük mücadeleler sonucunda 2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkarılmıştır.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleyebilmek için kabul edilmiştir. Ancak hala Kanun üzerindeki tartışmalar devam etmekte ve Kanunun etkisi azaltılmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda kanun olması gerektiği gibi uygulanmadığı için ülkemizde kadına yönelik şiddet artarak devam etmektedir. Eğer bu yasa ve sözleşmenin hükümleri gerektiği gibi yerine getirilirse, artarak yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarının önüne geçebiliriz.

Bu süre zarfında kadınlar en çok hangi şiddet türüne maruz bırakılıyorlar?

Acil yardım hattına gelen şikâyetlerin en çok fiziksel şiddete ilişkin olduğu açıklandı. İlk korona virüs tanısının 11 Mart’ta açıklanması ile birlikte 15 gün içerisinde 12’si evinde olmak üzere 18 kadın öldürüldü. Mart ayı içerisinde erkekler tarafından en az 25 kadın öldürüldü. Bu kadınların %40’ı evlerinde öldürüldü. Bizler kapalı kapılar ardında yaşananları zaten göremiyoruz, görsek de müdahale etmiyor, edemiyoruz. Yaşanan psikolojik şiddet ise yardım hatlarına, adli mercilere çok yüksek ihtimalle yansıtılmıyor. Okulların kapanması, evden çalışmaların başlaması ile birlikte ev içi iş yükü de oldukça artan ve ev içi emeği görmezden gelinen çok sayıda kadın da psikolojik şiddetle karşı karşıya kalmış durumda.

‘EKİPLER KURULUP ZİYARETLER YAPILMALI’

Şiddete uğrayan kadınlar için ihbar hatları paylaşıldı. Kırsal kesimde olan çoğu kadının telefonu yok. Bu durumda şiddet mağduru kadınlara nasıl ulaşılmalı? Ne gibi tedbirler alınmalı?

Ülkemizde herhangi bir salgın başlamadan insanlar evlerine kapanmadan önce dahi şiddet gören kadınların şiddet hatlarına, adli mercilere, karakollara erişimleri çok kısıtlıydı. Alınan sosyal izolasyon tedbirleri ile birlikte aileler iyice içe kapanmaya başladı ve ne yazık ki şiddetin görünürlüğü ve müdahale edilebilirliği azaldı. Kocası evde olan ve kendisine düzenli olarak şiddet uygulayan baskı ve zorlama altındaki kadınlar komşularına ve görece güvenli buldukları alanlara dahi gidemez oldular. Özellikle kırsal kesimlerde ve aslında Türkiye’nin her yerinde telefonu olmayan, telefonu olsa dahi telefon etme imkânı olmayan kadınların sayısı oldukça fazla. Hükümetin artan şiddet olaylarını önlemek ve müdahale etmek için acil düzenlemeler yapması gerekmektedir. Evdeki erkek dışardaki korona virüsten çok daha öldürücü olabilmektedir. Şiddet gören kadınlar yerel ekipler kurularak belki evlerinde sıkça ziyaret edilebilirler. Örneğin Fransa, evde telefon edemeyecek durumdaki kadınlar için karakola gitmelerine gerek olmaksızın evlerine en yakın eczaneye giderek bazı parolalarla şiddet gördüklerini güvenlik güçlerine bildirebilecekleri uygulamalar başlattı, ülkemizde de bu şekilde uygulamalar başlatılabilir.

Koronavirus salgını sürecinde infaz düzenlemesi yapılıyor. Bu düzenleme sadece birkaç alanı kapsıyor. Risk grubunda olan cezaevlerinde tutuklu bulunan hasta kadın tutuklular ve 65 yaş üzeri kadın tutuklular var. İnfaz düzenlemesinin onları kapsamaması hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Dünya Sağlık Örgütünün açıkladığı veriler ve Covid-19 hakkında yayınlanan bilimsel makaleler bizlere en yüksek risk grubunun 65 yaş üzeri kişiler olduğunu gösteriyor. Hekimler ve sağlık örgütleri ısrarla 65 yaş üzeri kişileri sosyal izolasyona uymaları konusunda uyarıyor hatta ülkemizde 65 yaş üzerine sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. Ancak hijyen ve sağlık koşullarından yoksun olan insanların düzenli ve sağlıklı beslenmesini, sosyal izolasyonunu mümkün kılmayan cezaevlerinde alınan tedbirler yetersiz. “Avrupa İşkencenin ve İnsanlık dışı veya Onur kırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesi”nin 20.03.2020 tarihinde yayınladığı Özgürlüğünden Yoksun Bırakılan Kişilere Korona Virüs Pandemisi Bağlamında Muameleye İlişkin İlkeler’de de salgın dönemlerinin devletlere yüklediği pozitif yükümlülükler hatırlatılarak yetkililere tutuklu yargılama yerine başka alternatifleri, cezaların hafifletilmesi ile erken tahliye ve şartlı tahliye işlemlerini daha fazla kullanması tavsiye edilmiştir. Bu nedenle salgın sürecinde çıkarılacak infaz düzenlemelerinin siyasi tutsakları, meslektaşlarımızı, içerideki gazetecileri ve tabi ki 65 yaş üzeri kadın tutsakları kapsamasının önemini özellikle vurgulamak istiyoruz.

‘BÜYÜK KISMI KADIN VE ÇOCUKLAR’

Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Ek olarak İl Göç İdarelerine bağlı geri gönderme merkezlerinin durumuna değinmek istiyoruz. Ne yazık ki haklarında kesinleşmiş bir hüküm bulunmasa dahi mülteciler herhangi bir suçlama ile karşılaştıklarında yeterli dayanaktan yoksun olarak koşulları cezaevlerinden bile kötü durumda olan Geri Gönderme Merkezlerinde idari gözetim altına alınıyorlar. İdari gözetim altına alınan mültecilerin büyük bir kısmını kadın ve çocuklar oluşturuyor. Toplu odalarda kalınan, kişilerin temizlik malzemelerine ulaşım imkânının çok kısıtlı, beslenmenin yetersiz olduğu bu merkezlerde bulunan kişiler hiçbir sağlık kontrolünden geçirilmeksizin bir arada yaşıyorlar ve özellikle bu dönemde yüksek risk altındalar. Dünya genelinde salgın nedeni ile kara sınırlarının çoğu kapanmış durumda ve Türkiye tüm yurtdışı uçuşlarını iptal etmiş iken fiili olarak sınır dışı etme işleminin yapılması zaten mümkün değildir. İnfaz paketine idari gözetim altındaki mültecilerin de dahil edilmesi, mültecilere özgü Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında düzenlenen alternatif yollara başvurulması gerektiğini düşünüyoruz.

Biz sizlerin aracılığıyla şiddet gören kadınlara sesleniyoruz. Evde kal’sanız dahi sessiz kalmayın, boyun eğmeyin!

bir yorum bırakın